top of page

Bağımlılıkların Tedavisinde Yüz Yıllık Miras

(Sosyal Hizmet Magazin, Sayı 8, Kasım, 2019)
Prof. Dr. Tarık Tuncay, Hacettepe Üniversitesi, ttuncay@hacettepe.edu.tr

Sosyal Hizmet Magazin popüler meslek dergimizin Kasım 2019 sayısı bağımlılık teması etrafında toplanan çok disiplinli yazılardan oluşuyor. Hem teoriden hem de pratikten çeşitli görüş ve deneyimlerle zengin bir içerik oluştu. Aktüel yazılar ufuk açıcı ve konuya çok boyutlu bakmamıza yardımcı oluyor. Bağımlılıkla ilgili gönüllü bir girişim olan AYBÜDER’in yöneticisi Yavuz Tufan Koçak söyleşisini özellikle okumanızı öneriyorum. İlham ve ümit vericidir.

Dünyada ve Türkiye’de bağımlılık sorunu artış halinde ve farklı maddelerin dolaşıma girmesiyle çeşitlenmeye devam ediyor. Her yerde özellikle bir ‘opioid salgını’ olduğu belirtiliyor. Ülkemizde bağımlılıkla mücadelede referans bir kurum olan Türkiye Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi 2019 raporunu geçtiğimiz günlerde yayımladı (TÜBİM, 2019). 26 ilde 40 bini aşkın katılımcıyla yüz yüze görüşmeler yapıldı. Çalışma raporundaki rakamlar oldukça çarpıcı. Madde bağımlılığı tedavisi gören kişi sayısında ciddi bir artış var. Bu sayı 2017 yılında 211 bin kişi iken bir yıl içinde 251 bin kişiye yükseldi. Sonuçlara bakıldığında maddeye başlama nedeni olarak merak duygusunun halen ilk sırada yer aldığı görülüyor. İlk kullanımda maddelerin %71,9 oranında arkadaş çevresinden temin edildiği ortaya çıktı. Veriler, yaygınlaşmaya devam eden bağımlılığın sistemik bir sorun olduğunu gösteriyor.

Bağımlılık, maddenin kötüye kullanımı ile ortaya çıkan, tedavi ve rehabilitasyon süreci görece uzun süren, yaygın ve dirençli bir biyopsikososyal sorun. Uzun yıllardır birçok model üzerinde birçok teorik yaklaşım denendi. Bugün, motivasyonel görüşme en popüler olanlarından. Klinik psikologlar William Miller ve Stephen Rollnick tarafından 1990ların başında geliştirilen kısa süreli bir müdahale yaklaşımı (Miller ve Rollnick, 1991). Danışandan hız alıyor ve kendilik değerinin artırılmasına odaklanıyor. Bugün ayrıca bağımlılıkla uğraşırken, birey merkezli müdahaleden aile merkezli müdahaleye doğru bir genişleme yaşanıyor. Hiç şüphesiz, bağımlılığın yalnızca klinik psikiyatri disiplininin ilgi alanında görülmemesi, süreçte sosyal hizmet mesleğinin de rol alması bu genişlemede etkilidir.

Sosyal çalışmacılar alkolle başlayan ve diğer maddelerin kötüye kullanımıyla genişleyen bağımlılık alanında yüz yıldan fazla süredir kapsamlı bir çalışma tecrübesi biriktirdi. Öncelikle yoksulluk, işsizlik, baskı, suç ve şiddet gibi birçok sosyal sorunun bireysel bağlamında bağımlılığa rastlandı. Kişinin bağımlılık davranışlarını dikkate almadan diğer sorunlar üzerinde çalışmak neredeyse olanaksızdı. Diğer taraftan, bu sosyal sorunların hafifletilmesi mümkün olmadan da bağımlılıkla bireysel (klinik) mücadele etkili bir sonuç vermiyordu. Şu halde, bağımlılığın hem mikro hem de makro bağlamların birlikte ele alınması gereken çok tipik bir sorun olduğu görüldü. Sosyal hizmetin bir meslek olarak gelişiminde öncü olan ve ‘sosyal vaka çalışması’ yönteminin annesi sayılan Mary Richmond’ın 1917’deki eseri Sosyal Teşhis’te bağımlılıkla ilgili ilk çığır açıcı argümanlar yer alır. Richmond alkolü bireysel bir ahlâk problemi olarak gören yaygın kurumsal ve de toplumsal anlayışı öncelikle reddetmiştir. Alkol bağımlısı kişileri ‘günahkâr’ olarak damgalayan sistemin, bu sorunu çözmek için bir sağlık sorunu olarak ele alması gerektiğini savunmuştur. Richmond, kendi geliştirdiği tanısal soru formunda; içme paternlerini, ailede içme öyküsünü, üç kuşak geriye dönük olarak ruhsal sıkıntıları, tıbbi geçmişi, mevcut sosyal, kültürel, ekonomik, çalışma durumuyla ilgili ve ailevi koşulları içeren özellikleri veri olarak toplamıştır. Bu tanısal form, bugün kullanılanlardan çok da farklı değildir.

 

Richmond’ın eseri, sosyal hizmet mesleğinin bağımlılık tedavisi alanına sağladığı katkının –halen değerini koruyan– yüz yıllık bir miras olduğunu gösteriyor. 

Bağımlılık sorununun merkezinde bağımlı kişiler yer alsa da, sosyal çalışmacılar, bu kişilerin çocukları başta olmak üzere aileleri ile de ilgilidirler. Maddenin kötüye kullanımının aile sisteminin işlevselliği üzerindeki etkileri, olası istismar ve ihmal davranışlarının izlenmesi mesleki duyarlılığımızın bu alandaki yansıması olmuştur. İlaveten gelişmiş ülkeler başta olmak üzere birçok ülkede sosyal çalışmacılar, bağımlılık tedavi topluluklarında, iyileşme evlerinde ve metadon uygulama programlarında aktif roller üstlenmektedirler. Mesleğin ayırt edici biyopsikososyal perspektifi, değişen koşullara uyumu kolaylaştıran eko–sistemik uygulama çerçevesi, hem bireysel hem de toplumsal bağlamı dengeleyen ikili misyonu bağımlılık alanındaki rol ve sorumluluklarını artırırken, sosyal çalışmacılar bağımlılık alanındaki vazgeçilmez profesyoneller arasında yerlerini korumaktadırlar.

Ülkemizde madde bağımlılığı alanındaki yaygın hizmet, Madde Bağımlılığı ve Tedavi Merkezleri Yönetmeliği’ne (2013) göre yapılandırılmıştır. Yüzden fazla merkezde ayaktan veya yatarak hizmet veriliyor. Bunun yanı sıra Yeşilay danışma merkezleri de sürece katkı veriyor. Alandaki sivil toplum örgütleriyle birlikte içinde sosyal çalışmacıların da yer aldığı geniş bir ekiple bağımlılıkla mücadele ediliyor. Bireysel güçlendirme, aile işlevselliğinin artırılması ve toplumsal bilinç geliştirme süreçlerini bir bütün olarak yapılandırmasıyla ayırt edici bir mesleki özellik gösteren sosyal hizmet müdahalelerinin etkisi arttıkça bağımlılıkla mücadelede ilerleme kaydedileceği açıktır.

Kaynakça

Miller, W. R. ve Rollnick, S. (1991). Motivational interviewing : preparing people to change addictive behavior. New York: Guilford Press.

Richmond, M. E. (1917). Social Diagnosis, New York: Russell Sage Foundation.

TÜBİM, (2019). Türkiye Uyuşturucu Raporu 2019, T.C. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, Ankara. 

Erişim Adresi: http://www.narkotik.pol.tr/kurumlar/narkotik.pol.tr/TUBİM/Ulusal%20Yayınlar/2019-TURKIYE-UYUSTURUCU-RAPORU.pdf

bottom of page